Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

About

EYMiR KÖYÜ TANITIM HABERLER MUHTARLARIMIZ iSMET iNÖNÜ & EYMiR SEHiTLERiMiZ DR. FAHRi ATASOY UFUK ALKAN EYMiRLiYiM FOTO ALBUM FOTO ALBUM 2 FOTO ALBUM 3 ANKARA'NIN KAPADOKYASI LiNKLER

DR. FAHRİ ATASOY

Biyografisi: Dr. Fahri Atasoy 1961 yılında Ankara Nallıhan’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini ilçesinde tamamladıktan sonra Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Lisesini ve Hacettepe Üniversitesi Felsefe bölümünü bitirdi. Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yüksek lisans, Gazi Üniversitesi Felsefe bölümünde ikinci yüksek lisans ve son olarak Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji bölümünde doktora çalışmasını tamamladı. Sorokin’in Toplum Felsefesi isimli çalışması Seba yayınlarından 1997 yılında çıktı. Küreselleşme, milliyetçilik ve sosyal teori konularında çeşitli – Kök Araştırmalar, Türk Yurdu, 2023 gibi – dergilerde makaleleri yayımlandı. Meslek hayatına Sivas Hafik İmam Hatip Lisesinde (1987) felsefe öğretmeni olarak başladı. 5 yıllık lise felsefe öğretmenliğinden sonra, Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünde araştırma görevlisi olarak, Pamukkale Üniversitesi Sosyoloji bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2000 yılından beri bir kamu kurumunda yönetici olarak görevine devam etmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

GENÇLİĞİ MARKSİZM’E GÖTÜREN NEYDİ?

Yazan: Dr. Fahri ATASOY

Bir televizyon kanalýnda yakýn tarihimizdeki acý olaylarla ilgili
çarpýk yansýtmalar bazý tartýþmalara yol açtý. Önce bir aþk hikâyesi
olarak baþlayan dizinin ilerleyen bölümlerinde ülkede yaþanan çatýþma
dönemini sol grubun mazlumluðu ve haklýlýðý üzerinden iþlenmeye
baþladý.

Belki reyting kaygýsý, belki nostaljik takýntýlar veya baþka hesaplar
ile hala acýlarý üzerimizde taze olan bir dönemle ilgili çarpýtmalar
yapýldý. O dönemin Marksist militanlarý son derece masum ve hak arayan
eylemciler olarak gösterildi. Adeta gençlere 40 yýl sonra sanal bir
model sunulmaya çalýþýldý.

Konu üzerine birçok yazý yazýldý, yorum yapýldý. Son olarak Milliyet
gazetesinde Taha Akyol, fazla eleþtiri yapmadan ve þirinlik emareleri
içinde bir deðerlendirme yaptý(13.05.08). Özellikle 40 yýllýk bir
sürecin insanlara çok þey öðrettiðinin altýný çizdi. Ayný günü akþamý
Ahmet Hakan’ýn Tarafsýz Bölge programýnda konu ele alýndý. Eski tüfek
solcular CNN Türk televizyonunda Deniz Gezmiþ merkezinde 40 yýl öncesi
gençliðinin devrimciliðini tekrar masaya yatýrdýlar. Hasan Cemal gibi
vicdanýný sesini dinleyen ve özeleþtirisini yapan bir eski solcu
yanýnda, Oral Çalýþlar gibi hala haklýlýðýný savunmaya çalýþan bir
sosyalist ne kadar objektif olunabilirse, konu üzerinde konuþtular.
Konuþmalarýn satýr aralarýnda soðukkanlý ve akýlcý yaklaþýmlardan çok,
duygusal hatýralar hâkimdi.

Yakýn tarihin doðru deðerlendirilmesi Türkiye’nin geleceði açýsýndan
son derece önemlidir. Önemli olduðu kadar da zordur. Konu hakkýnda
mutlaka sosyolojik tahliller yapýlmalýdýr. Eylemlerin ve fikir
hareketlerinin içinde yer alan insanlarýn görüþleri son derece
önemlidir. Ancak bu görüþler mutlaka süzgeçten geçirilmeli ve kamuoyu
ile öyle paylaþýlmalýdýr. Duygusal deðerlendirmelerde insanlarýn
yanlýþ yaptýklarýný itiraf etmeleri ve objektif olmalarý çok zordur.

Televizyon programýnda 40 yýl öncesinin komünist hareketlerini ve
eylemleri deðerlendiren konuþmacýlar, bugün ayný noktada olmamalarýna
raðmen savunma psikolojisi sergilediler. O günün þartlarýnda gençlerin
sosyalist-komünist olmalarý gerekliymiþ ve eylemlerinde haklýlarmýþ
gibi bir manzara göstermeye çalýþtýlar. Ülkeye büyük acýlar yaþatan
‘Marksist hareket’, onlara göre masum bir gençlik hareketiydi:
“Çocuklar romantik bir yurtseverlik(!) duygusu içinde fikir
tartýþmalarý yapýyorlardý. Kimseye dokunmuyor, kimseyi rahatsýz
etmiyor, kimsenin tavuðuna “kýþ” demiyorlardý. Lakin faþist TC (!) ve
faþist ülkücüler bunlara zulüm yaptý.” El insaf…

Deniz Gezmiþ ve yoldaþlarýnýn devrimcilik adýna Marksist-Leninist bir
silahlý kalkýþmaya giriþmeleri ne kadar çabuk unutuldu. Bireysel
olarak adam öldürdüðü sabit olmamasý masum durumuna düþürebilir mi?
Kendi ifadeleriyle Deniz Gezmiþ on binlerce genci meydanlara ve
eylemlere sevk edebilen bir lider deðil miydi? Silahlý terör
örgütlerinin liderleri de silâhý kendileri kullanmazlar ama kimse
onlara masum gözüyle bakmaz. Yargý kararý bugünün þartlarýnda
tartýþýlabilir ama masumluklarý asla… Belki oyuna getirildiler,
kandýrýldýlar, yoldan çýkarýldýlar gibi komplo teorileri
kullanýlabilir ama buna da efsanelerinin çökeceði düþüncesiyle
taraftarlarý izin vermez.

Taraftarlar rahatsýz olsa da bizim Türkiye’deki Marksist ve komünist
hareketlere yol açan geliþmelere dikkat etmemiz gerekmektedir. On
binlerce gencin kanýna giren, ülkeyi çatýþmalý ortamýn içine
sürükleyen, milletine ve devletine düþmanlaþtýran bir ideolojinin
yeþermesini saðlayan uygun iklim nedir? Tarihi süreç nasýl bir seyir
takip etti ki, Türk kültür ve medeniyetinden uzak bir nesil kendi
milletine bu kadar yabancýlaþabildi? Bir yabancý ideolojiyi
hayatlarýnýn merkezine taþýyarak, anlamlar yüklemeye ve bir dava
olarak benimsemeye niçin giriþtiler? Bu sorularýn cevabýný aramak
zorundayýz. Deniz Gezmiþ ve arkadaþlarýnýn neden böyle bir bataklýða
battýklarýný ve pek çok insaný da batýrdýklarýný doðru analiz etmemiz
gerekir. Bu sorularýn cevabý, komünist sistemin çökmesi, ideolojisinin
iflâs etmesi, komünistlerin büyük çoðunlukla iddialarýndan
vazgeçmeleri gibi olgularla birlikte deðerlendirilince son derece
önemlidir.

Rahmetli Erol Güngör hocanýn milliyetçiliði kültür deðiþmesi
baðlamýnda açýklamasý, bize bu konuda da son derece güçlü bir çerçeve
sunmaktadýr. Osmanlý’dan beri devam eden Batýlýlaþma serüvenimizde
zaman zaman kendi kültürümüzden kopmalara sebep olan kýrýlmalarýn bazý
sorunlara yol açmýþ olmasý normaldir. Eðer nesillerinizi kendi
kültürünüzün ve deðerlerinizin gerçekliði içinde deðil de, Batý
kültürünün hümanist-aydýnlanmacý yönünün etkisiyle yetiþtirmeye
çalýþýrsanýz birçok problemle karþýlaþýrsýnýz. Marksizm’in ülkemizde
bu kadar revaç bulmasý, büyük ölçüde, yaþadýðýmýz tarihi süreçte
kültürel devamlýlýðýn olmamasýna ve modernleþme adýna Batý kültürü
enjekte edilmesine baðlanabilir.

 

Bilişim Çağı ve Sanal Dünya

Sanayi devrimi ve sanayi çağı insanlık tarihinin en önemli dönüşüm devrelerinden birisidir. Sömürgeci Batı dünyası, yarattığı sermaye birikimi ve bilgi altyapısı sâyesinde üretimde fabrikalaşmaya başlamıştı. Sanayi devrimi geleneksel tarım ekonomisi yerine bütün alışılmış yapıları alt üst eden bir dönüşüm meydana getirerek “sanayi toplumu” kavramının doğmasına yol açmıştı. Üretimin sanayileşmesi sonucunda sosyo-ekonomik yapıların ve ilişkilerin buna göre şekillendiği bir toplum yapısı ortaya çıkmıştır. Sanayi toplumu adı verilen ve kapitalist ekonomik sistemin bir parçası olan yeni tarihî süreç, iletişim ve bilgi teknolojilerindeki gelişmelerin sonucunda gittikçe eskimeye başlamıştır. Bu anlamda meydana gelen değişmeler toplumların sosyal ve ekonomik yapısında da gözlenebilir değişmelere yol açmıştır. Bunu gözleyen bilim adamı ve sosyal düşünürler, ortaya çıkmakta olan sosyal süreci çeşitli isimlendirmeler ile açıklama yoluna gitmişlerdir. Sanayi devriminin etkileri sürerken, çok daha başka ve önemli bir süreç ortaya çıkmış ve yayılmaya başlamıştır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki yıllarda Toffler’ın sınıflandırmasıyla sanayileşme dalgası en üst noktasına vardığında, tam olarak ne olduğu anlaşılamayan, ancak her şeyi etkisi altına alan bir “üçüncü dalga” başlamıştır. Bunlar birbirinden belirgin sınırlarla ayrılmayıp içiçe süreçler olarak karşımıza çıkmaktadır.1 Peter Drucker, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkmaya başlayan gelişme sonucu oluşan toplumu “kapitalist ötesi toplum” (post business society) olarak adlandırmaktadır. Yeni ve farklı bir topluma geçmekte olduğumuzu gören Drucker, bunun komünizmin çökmesinden sonra daha kesin belli olduğunu iddia eder. Buna göre, yeni toplumun temel ekonomik kaynağı, yani iktisatçıların deyimiyle üretim araçları sermaye, emek ya da doğal kaynaklar değil bilgidir ve bilgi olacaktır.2 Daniel Bell ise 1970’lerde gelmekte olan toplumu tanımlamak için “sanayi sonrası toplum” (post-industrial society) ifâdesini kullanmıştır. Bell, sanayi sonrası toplumun toplumsal yapısı ve bunun politik sonuçları konusunda kendi teorisini geliştirmiştir. Batı dünyasının sanayi toplumundan, sanayi sonrası topluma geçiş sürecinde olduğu görüşü Bell’in temel tezidir. Yeni doğmakta olan bu toplum yapısına Fritz Machlup "bilgi ekonomisi", Zbigniew Brezinski "teknotronik çağ" (the tecnotronic era), Alvin Toffler "üçüncü dalga" (third wave), Amitta Etzoni "modernlik sonrası çağ” (post-modern era), Ralf Dahrendorf “hizmet sınıflı toplum” (the service class society) adını kullanmışlardır. Günümüz toplumuna "bilgi toplumu" demek için henüz zamanın erken olduğu söylenmesine rağmen, elektronik sanayiinde dünyada söz sahibi olan Japon araştırmacılar ve özellikle Yoneji Masuda yeni ortaya çıkmakta olan topluma “enformasyon toplumu” (Information Society) adını kullanmış ve yeni oluşan toplumun tanımlanmasında son zamanlarda bu tanımlama daha fazla kabul görmüştür. Toplumsal değişme süreci özellikle bilişim alanındaki gelişmelerin etkisiyle önemli değişimler yaşamaktadır. Özellikle milenyumla birlikte bilgi ve iletişim teknolojisinin toplumsal hayatımızı her yönden etkilemeye başladığı gözlenmektedir. Yirminci yüzyılda insanoğlu teknoloji alanında her geçen gün farklı bir yenilikle karşı karşıya gelmiştir. Bu anlamda elektronik alanındaki gelişmeler insanoğlunu bilgisayar teknolojisiyle tanıştırmış ve yüzyılın ikinci yarısından itibaren önceleri sâdece araştırma ve savunma amaçlarıyla kullanılan bu teknoloji, sonraki yıllarda mikro bilgisayarların geliştirilmesi ve maliyetlerinin azalmasıyla daha geniş bir alana yayılmıştır. Bunun yanı sıra bilgisayarları birbirlerine bağlayan sistemin “internet” adıyla insanoğlunun dünyasına girmesi, global (küresel) iletişimin kapılarını açmıştır. Bu anlamda ortaya çıkan gelişmeler, bu teknolojilerin hayatına girdiği toplumların ekonomilerinden eğlencelerine, kültürlerinden eğitimlerine, haberleşmelerinden bilimsel araştırmalarına, hukuklarından siyasal/bürokratik yapılarına kadar birçok değişimi yaşamalarına sebep olmuştur. Bir yandan silâh sanayisi ve diğer yandan uzay teknolojisi alanındaki çalışmalar devam ederken bunlara altyapı sağlayacak ve destek olacak bilgi ve iletişim teknolojisi hızlı bir gelişme göstermiştir. Bu dönüşümün “bilişim devrimi” veya “bilgi çağı” gibi adlandırmaları olmuştur. Dalgalar hâlinde içiçe geçmiş süreçlerin dünyayı yeni bir toplumsal sürece getirdiği artık genel kabul görmektedir. Yirminci yüzyılın son on yıllarında etkisini iyice gösteren bilişim teknolojisinin tarihte önümüze yeni bir süreç açtığı ve bu sürecin nasıl adlandırılacağı tartışmaları yanı sıra, bu sürecin dünyayı nasıl küreselleştireceği ve kültürlerarası etkileşimi nasıl etkileyeceği önemli problemlerden birisi olarak görünmektedir. Kitle iletişim ve bilgiye ulaşım teknolojilerindeki hızlı gelişme, dünya üzerindeki kültürlerin varlıklarını koruma, diğer kültürleri etkileme mücadelelerini elektronik otoyollara hâkimiyet mücadelesine indirgemiş, üçüncü dünya savaşı, internet savaşlarına dönüşmüştür. İnternette gezinti, Web sayfası ve sitesi, elektronik posta kavramları, teknolojik altyapının mevcut olduğu yer ve bölgelerde yabancı kavram olmaktan çıkmış, günlük sohbetlerin eksenine oturmuştur. Devlet sınırlarını eriten bu teknoloji, gün geçtikçe ucuzlayan, daha geniş kitlelerin faydalanmasına gittikçe açılan bir hâl alırken, kültürlerin ortaya çıkmasına vesile olmuştur.5 Bir taraftan egemen kültürlerin yayılmasıyla kültürel homojenleşme yaşanırken, diğer yandan farklı ve köklü kültürlerin kendilerini tanıtma ve ortaya koyma imkânı doğmaktadır. Teknolojik alandaki mevcut gelişmeler yeni bir çağa girilmekte olduğu izlenimini vermektedir. Bu çağ bilgi bolluğunca damgalanan bir çağdır.6 Açılan yeni çağ bilgi çağı, oluşan yeni toplum bilgi toplumu olarak adlandırılmaktadır. Adını çağa veren milyonlarca veri internet ortamında kurulu ağla bütün dünyayı kapsayan bir bilgi okyanusu oluşturmaktadır. On bin yıl önceki tarım, 250 yıl önceki endüstri devriminden sonra, insanoğlu şimdi “bilişim devrimi”ni yaşıyor. Japonlar’ın 1960'larda "johoka shakai" adını verdikleri yeni toplum biçimine 1970'ten bu yana "bilişim toplumu" diyoruz.7 Bilgi çağına kapı açtan tarihsel süreç son on beş yılda dinamik bir görünüm almıştır. 1990’lara tekellerin hızla etkisini yitirdiği ve rekabete tam olarak açılmış bilgisayar donanım (özellikle kişisel bilgisayarlar), yazılım ve telekomünikasyon endüstrilerinin daha da hızlanması ile girilmiştir. Bu gelişmeler sonucunda bilgi teknolojisi yeni dönemin liderliğini ele geçirmiştir. Her yeni teknoloji özellikle de iletişim teknolojisi ilk çıktığı sıralar gözleri kamaştırmış, önümüzdeki güzelliklerin müjdecisi olarak algılanmıştır. Modernleşme ve sanayi devrimi sonrası bütün insanlığa nasıl barış, refah ve mutluluk geleceği öngörüldüyse, telefonun ilk yıllardaki etkisi aynı şekilde ilerlemeci ve küreselleştirmeci yorumlanmıştır. Örneğin, daha 1907'de AT&T firmasının baş mühendisi olan Corty, bir gün uluslararası telefon şebekesinin kurulduğunda bunun yeryüzüne barış getireceğine inanabilmiştir. Corty, “Bir gün bütün halkların aynı dili konuşmasını ya da aynı dillerle anlaşmalarını zorunlu kılacak bir dünya telefon sistemi kuracağız ve bu, yeryüzündeki bütün halkları bir kardeşlik ortamı içinde biraraya getirecek”8 demektedir. Bugünkü internet ağının dünyayı her alanda küreselleştireceği ve dünyanın artık bir “küresel köy” gibi olduğu iddiası bununla benzeşmektedir. Bilgisayarların, günümüzde, Corty'nin telefondan beklediğini gerçekleştireceğini düşünen uzmanların sayısı hiç de az değildir. 1900'lerin başından günümüze, aradan bir yüz yıl geçtikten sonra iletişim teknolojilerinden beklenenlerin azalmamış, fakat giderek fazlalaşmış olduğu söylenebilir.9

DİĞER YAZILARI İÇİN

Links to Other Sites